Günlük 4 – Gül Yaprakları

Uzun, upuzun günler birbirini kovalarken kıyıdan, köşeden, kimselere görünmeden yaşadığımızı hissediyoruz. Buruk ve kırgın… Bir çizginin ortasında duruyorum öylece. Kocaman bir dünyanın içinde küçücük bir nokta. Ya da kocaman değil bu dünya, sandığımdan da küçük. Aslında dünya artık dar geliyor. Kalbim daralıyor, bunalıyor ruhum. Zincirlerle bağlanmışım. Kaçıp uzaklaşamıyorum.

En anlamlı sözlerin bile anlaşılmadığı, yani anlaşılmak istenmediği, bakışların birbirinden kaçırıldığı, sabahları uyanıp yeni bir güne başlamanın insana o derece zor geldiği, düşünmekten insanın yorulduğu ve yorgun gözlerin de ufka bakmaktan kaçındığı, hem zor, hem boşluklar içinde yuvarlandığımız huzursuz, ümitsiz günler bu günler.

Günlük başlığı altında bu kadar karamsar yazmak… Kusuruma bakılmasın.

İnsanın amacının ve yapacak işlerinin olması güzel. Bunu bu sıralar daha iyi anlıyorum.  Hatta diyorum ki; en basit bir hedef; amaçsız, hedefsiz olmaktan iyidir. Artık küçük hedefler peşindeyiz. Sanki hayalen kendimize güvenli bir daire çizmişiz. Etrafımızı saran yarım metre kadar bir daire. Bu dairenin içinde kendi çapımızda bir şeylerle oyalanıp duruyoruz işte. O dairenin içinde yemek yiyor ve uyuyoruz. Okuyor, dua ediyoruz. Oldukça sade bir yaşantı. Dış dünya korkutuyor beni. Belki de küçüle küçüle bitecek bu hayat bir gün. Buzun eridiği gibi eriyip yok olacak…

Bir gül gibi yapraklarla sarılsın istiyorum etrafım.

Korusun beni onun yaprakları.

Ya da örtün üzerimi kadife örtülerle. Örtün!

Görünmesin ağlayan yüreğim.

Dokunmasın hiç kimse gözyaşlarıma.

Günlük-3-

Bu akşam kısa bir süre yalnız kalma imkanım oldu. Bir yandan da Yann Tiersen – Comptine d`un autre ete ‘yi dinliyorum. Müzik o kadar sade, huzur verici ki… Hani bir melodi, bir söz, bir resim, ne bileyim küçük bir nesne size farklı olayları, insanları hatırlatır ya… Aklıma onurlu, mütevazi, gürültüsüz insanlar geldi.  Bu müzik de onları anlatıyor sanki. Gerçekleri kendi çıkarları için çarpıtmayan, hayatının hakkını veren, değerli insanlar… Onların sayıları belki diğerlerinden daha az. Fakat öyle bir tanesi, bir işe yaramayan, toplumda asalak gibi yaşayan, beş para etmeyen on, belki yüz tanesine bedeldir. Saygıyla selamlıyorum hepsini.

Şu yalan dünya zaten her şeyi yalandan ibaret olan insanlarla dolmuş taşıyor. Samimi, dürüst insanlara o kadar ihtiyacımız var ki… Bu bulanıklığın içinde öyle boğulduk, öyle yorulduk ki, berraklığa, temizliğe çok ihtiyacımız var. 

Hep ayrık otları, zehirli sarmaşıklar bitecek ve hep kara bulutlar üzerimize çökecek, şimşekler, fırtınalar kopacak değil ya… Bir gün mutlaka masmavi gökyüzü, parlayan bir güneş, şirin, masum papatyalar bizi karşılayacak. Onurlu, elleri öpülesi, güzel insanlar… Gelecek inşallah sizlerin olacak… 

Günlük-2-

Bu Ramazan buruk geçiyor iftarlar. Herkes görünürde iftarın sevinciyle gülümsemeye gayret etse de içimizde bir sızı var. Aklımızdan, gönlümüzden uzaktakilerin, masumların iftarları, hasretle yaralı yüreklerin iftar sofraları geçiyor. Ne kadar çabalasak da huzurlu değiliz. Bilmiyoruz bu burukluk ne zamana kadar sürer. Her birine sessizce selam ve dua yolluyoruz.

Bu Ramazan hep yağmurluydu. Ağaçlar, çiçekler, otlar coştu yol kenarlarında, parklarda. Yemyeşil oldu. Gök ehli de ağlıyor hüzünlü dünyanın haline, biliyorum. Melekler çaresiz ağızlardan edilen dualara eşlik etmek için, ağlayan gözlerin yaşını silmek ve o mahzun yüzleri okşamak için yeryüzüne iniyor. Her birimizin teselli edici sözlere, ferahlatıcı nefeslere ihtiyacımız var.

Bayramın gelmesini eskiden beri pek istemezdim zaten. Yani çekinirim bayramlardan. Şimdilerde ise kendi kabuğumuzda yaşamaya, dertlerimizi içimize sindirmeye öyle alıştık ki, dost ve akrabalarla oturup hem hal olacak, onlarla konuşacak halimiz yok. Bitecekse böyle bitsin hayat. Sessizce geçip gitsin. Son nefesimizi verdiğimizi duysunlar, uzaktan birer fatiha okusunlar yeter. Kimseler görmesin bizi. Başka bir şey istemiyorum. Artık hiç kimse ve hiç bir şeyden beklentimiz kalmadı. Yakın zaman için küçük planlar yapmaya ve bireysel takılmaya alıştık. Ruhumu ferahlatan, birazcık hayata bağlayan tek şey sevgili çocuklarım. Bir de okumak… Hayatımızı ve ruhumuzu renklendiren en güzel, en sadık, bizi yarı yolda bırakmayan şeylerden biri…

Bu gün fazla uzatmayacağım. Fazlasıyla sakin ve yavaşlayan hayatımızın günlüğünü yazarken daha neyle doldurabilirim satırları? Bakalım yarın veya yarından sonraki günler yazabilecek miyim? Hiç bir şeyden emin değilim.

Günlük-1-

Bir kaç gün yazmaya, günlük benzeri bir şeyler karalamaya karar verdiğim anlardan birinde ellerim klavyenin tuşlarına, öylece bekleyen sessiz harflerine uzanıverdi. Bakışlar umut arayan umutsuzluklar içinde kıvranırken yazmaya sığınmaktan başka çare olmadığını anladım yine. Yenildim. Kendime, zamana, dünyaya… Yalandan gülümsemelerin, avunmaların kucağındayım şimdi. Yürümeye mecburum, durmak, dinlenmek yok. Çok zor olsa da, insanın canını yaksa da… Yollar sessiz, bulanık, yabancı ve hissiz… İnadına dimdik yürümek gerekli. Yolda rastladığımız dikenlere, gürültülere aldırmadan… Yürümek… Sokağın köşesinden dönerken hiç bir şeyi umursamayıp ya da umursamazmış gibi yoluna devam edip, derdini, davanı sevmek. Derdini sevmek!

Yağmurun minik vuruşları biraz olsun ferahlatıyor. Damlalar rahmetin üzerimizden eksik olmadığını hatırlatıyor. O kadar güzel, yemyeşil olmuş ki her yer. Ağaçların dalları yollara uzanıp çardak olmuş, bana kol kanat geriyorlar adeta. Hepsinin bana gülümsediğini, ‘Üzülme!’ dediğini hissediyorum. Balkondaki sardunyalar da nefis oldular.

Konuşmaya, hararetle bir şeyler anlatmaya hasret kaldığım günler oluyor. Hep ‘Bu gün ne yapacağım?’ diye kendi kendime sorduğum sabahlara uyanıyorum. Sözde günlük bir şeyler yazmaya karar verdim ama her gün ne yazacağım? Değişen hiç bir şey yok ki? Yok! Tek tesellim dualarım. Başka ne önemi var ki şu dünyanın?

Bir zamanlar bir çocuk varmış memleketin birinde. Annesini, babasını çok seviyormuş. Anne ve babası da onu.. Çocuk büyüyüp 18 yaşına geldiğinde nasılsa onların gerçek anne babası olmadıklarını öğrenmiş. Nasıl olur, inanamıyorum derken, hem kendine, hem onlara isyan etme noktasına gelmiş. Her şeyi kırıp, dökmek, sonra da kendi canına kıymak istemiş. Fakat kadere boyun eğmekten başka çaresi olmadığını anlayıp yıllardır onu kendi çocukları gibi seven anne babasına sevgiyle sarılmak gerektiğini anlamış… Öğrendiklerini unutmaya karar vermiş. İnsan bazen hoş olmayan durumlar arasında güzellikleri bulabilir… Bulmalıyız. Bunları anlatırken bir yandan da kendi ruhumla, kalbimle de inanmaya çalışıyorum.

İşte yine akıp giden bir günün ortasındayım. Saatlerin, dakikaların ve saniyelerin gözleri üzerimde. Ben yine zamanın içinde yüzüyorum… Şimdilik hayat çok tekdüze. Bakalım yarın yeni sürprizler getirecek mi?