Sahil Kenarında

Bütün dünya sanki bir televizyon ekranı gibi karşımda duruyor. Bense seyrediyorum. Hiç bir şey yapmadan, sadece olan biteni gözlerimle, kulaklarımla algılıyorum. O kadar işte. Hiç bir şey hissetmek ya da düşünmek, yaşananlara yorum getirmek istemiyorum. Her şeyin dışında olmak istiyorum artık. Çok yoruldum. Aslında yorulmayan var mı acaba, diye de düşünmeden edemiyorum.

Bir deniz kıyısında sessizce oturuyorum. Kapattım gözlerimi. Ellerimle kumlara dokunuyorum. Dalgaların sesi ninni gibi. Rüzgarla dalgalanıyor saçlarım. Buradaki huzuru acaba bir daha bulabilir miyim? Hiç kalkıp gitmek istemiyorum. 

Bir küçük çocuk ve annesi geçiyor arkamdan. Ele ele tutuşmuşlar. Bakmasam da görüyorum onları. Seslerini duyuyorum. Çocuk sürekli annesinden bir şeyler istiyor. Dondurma yemek, akşama da luna parka gitmek gibi. Annesi de biraz bıkkın cevaplarla geçiştiriyor. Bir çocuğun enerjisiyle, çocukça mutluluklar yaşamak nasıldı diye hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlayamıyorum o duyguyu. Tek hatırladığım şey bir an önce büyümeyi istememdi. Ne kadar acemice bir arzuymuş. Şimdiki aklım olsa tam tersini isterdim herhalde. 

Belki… Belki diyorum kendi kendime; küçük, masum çocukların arasında olup onlarla meşgul olabilseydim, birlikte güzel şeyler paylaşsaydık, ben de bir çocuk gibi coşkulu, mutlu olabilirdim. Fakat… Bütün hayallerin kırılmış cam parçaları gibi dağıldığını hissediyorum. Ya da kurumuş yapraklar gibi uçuştuğunu, yok olduğunu. Her şeyin ne kadar uzaklaştığını kalbimde  acıyla hissediyorum. Bütün bu düşünceler bir dakika içinde beynimden geçiyor. Sonra da kızıyorum bütün düşüncelere. Hepsini hayalen kovalıyorum. Hatta ne kadar kırgınlıklar, yüreğimi delen hisler, düşünceler varsa hepsine tekme atıyorum. Yeter! Rahat bırakın beni!

Sonra gözlerimi açıyorum ve bir kaç metre ilerimde minik bir serçe kuşu görüyorum. Kumsaldaki kırıntıları araştırıyor. Arada bir de bana bakıyor. Ne kadar şirinsin, tatlısın sen minik kuş. Senin masumiyetin biz insanlara ne kadar yabancı. Onu ürkütmekten korktuğum için kımıldamıyorum. Bir dakika kadar orada oyalanıyor şirin kuş. Sonra da uçup gidiyor. Evet uçup gidiyor. Her şey… Dalgaların sahildeki çer çöpü süpürüp temizlemesi gibi ömür geçtikçe bütün yaşananlar hiç yaşanmamış gibi yok oluyor.

Keşke diyorum bazen Yaradan emanetini bir an önce alsa da yorgun ruhum artık bir dinlense. Keşke şu hayatın hakkını verebilseydik. İnsan olduğumuzu unutmasaydık. Sevgiyi yaşatabilseydik. Tekrar gözlerimi kapatıyorum. Kapatınca daha mutlu oluyorum. Denizi kucaklamak geliyor içimden. Sessizce konuşuyorum onunla. O sadık, vefalı bir dost gibi dinliyor beni. Kıyıya vuran her bir dalgayla bana teselli veriyor. Deniz seviyor beni. Yıkıyor, temizliyor kafamdaki huzursuz düşünceleri. 

Bir süre daha sessizce oturuyorum. Akşam güneşinin kızıllığı bambaşka bir güzellik katıyor sahile. Fakat gitmem gerek. Kısa ve hızlı bir vedayla ayrılıyorum oturduğum yerden. Son kez başımı çevirip denize bakıyorum. Gülümsüyorum denize. O da bana… Sessizce gitmek en iyisi. Sessizce uzaklaşmak… Her yerden…  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s