Küçük Bir Kalp-2-

(Hikayenin devamı)

1109650-ucsuz-bucaksiz

Gittiler… Hep birlikte. O akşam çok kasvetli geldi Hacer’e. Yaşayacakları içine doğmuştu sanki. Uzun zamandır görmediği insanlar, ilgisini çekmeyen sohbetler, sürekli üzerinde hissettiği bakışlar daha bir sıkıntı verdi küçücük yüreğine. Bir şeyler olmuştu ama nedenini anlamakta zorlanıyordu.

Halasının evinde geçen o sıkıntılı saatlerden sonra nihayet hep birlikte kalkıldı. Hacer ve annesi gitmek için kapı girişinde hazırlanırlarken babası ve Ali Amca salonda alçak sesle konuşmaya devam ediyorlardı. Babasının; tamam, önümüzdeki Cumartesi dediğini işitti. Annesi de huzursuzca baktı o yöne doğru. Halası Hacer’i sevgiyle kucakladı çıkarlarken. Buruk bir gülümsemeyle uğurladı onları. Mustafa’nın yolda yürürken taşları hafifçe tekmelemesi, Hacer’in anlam veremediği sessizlik daha bir sıkıntı verdi annesinin içine. Ve Mustafa’ya bağırarak içindeki sıkıntıyı bir nebze olsun rahatlatmaya çalıştı. Ama olmuyordu. O gece evde yan odadan anne ve babasının tartıştıklarını işitti Hacer. Bu akşamın bir an önce geçmesini diledi. Sabah olunca soracaktı annesine. O gece geç kalan ödevini yapmak için çabaladı.

Ama anlatamayacaktı annesi kızının yüzüne hiç bir şey. Zordu böyle şeyler söylemek. Kendisi de 17’sinde evlenirken ne soran olmuştu, ne de karşısına alıp konuşan. Dili tutulmuştu adeta. Hele sen okuldan bir gel de akşama konuşuruz kızım, demekle yetindi.

Akşam oldu. Kedi köpekler yiyecek peşinde dolanırken, tavuklar hem gıdaklayıp, hem de sağa sola kaçışırken eve döndü Hacer. Yazdığı kompozisyonun öğretmen tarafından okul panosuna asıldığını, bir daha ay il genelinde düzenlenen yarışmaya gönderileceğini söyledi annesine. Yine hiç bir şey söylemedi anne, yine suskundu. Hacer’de soramadı. Sadece kedisini kucağına alıp okşamakla dikkatini başka tarafa vermeye çalıştı. Akşam yemeğinden sonra ise mutfaktan çay getirirken yine anlamadığı konu hakkında konuştuklarına şahit oldu. Hacer içeri girince susuyorlardı. Benim dersim var, deyip çekildi odasına. Ama dinleyecekti. Neymiş bu annesinin canını sıkan mesele öğrenecekti. Hacer de sonra başlar çalışmaya. Hem canı sıkılmaz, evine katkıda bulunur. Amcanın yeğenini bir kez şehirde gördüğünü, çok iyi bir genç olduğunu, kızlarına iyi bakacağını söyledi.

Kaynar sular başında aşağıya döküldü bir anda. Duyduklarına inanamadı. Okul, dersler, öğretmenler, arkadaşları, yarışmaya gidecek kompozisyonu… Hepsi aklından kayar gibi geçti o an. Kalbinde bir sıkışma, gözlerinde yaş hissetti. Hayır, diye haykırdı o kalp sessizce. Haykırışını sadece kendi ruhu duydu. Kapıya tutunmasa düşecekti. Annesi ne kadar karşı çıksa da babası okutacak parası olmadığını, yıllardan beri ufak bir bahçeye bile sahip olmadığını, hep başkaları için rençperlik ettiğini, babasından kalan bu ev de olmasa ele güne el açacaklarını saydı durdu. Bari Hacer’in hayatı kurtulsundu. Bağırdı kadın: Gözü kör olsun şu yoksulluğun. Senin gibi adamların da paraya düşkünlüğünüz batsın, başınızı yesin inşallah! Adam da bağırdı: İyi, kolaysa sen okut, öğretmen, doktor yap kızını. Çalışkanmış, çok başarılıymış, hıh! Benim gücüm yok. Buraya kadar.

route-66_893657

O gece uyku tutmadı ne annesini, ne de Hacer’i bir türlü. Ertesi gün de okulda eski Hacer yoktu. Konuşmuyor, gülmüyor, derslerde söz almak için parmak kaldırmıyordu. O gün, ertesi gün, daha ertesi gün hep böyle geçti. Öğretmen sonunda dayanamadı. Sormak istedi. Ne kadar hassas olduğunu biliyordu Hacer’in. Okulun dağıldığı son ders ondan birlikte gitmelerini teklif etti. Saygıda asla kusur etmeyen Hacer hemen kabul etti ve birlikte çıktılar. Ne oldu Hacer? Niye son günlerde böyle durgunsun? Bir derdin mi var? Eğer yapabileceğim bir şey varsa çekinme. Yok öğretmenim. Hayır, var bir şey, belli. Bana anlatabilirsin. Kimseye söylemem, söz. Hem belki bir yardımım dokunur. O anda çözüldü günlerden beri biriktirdiği hüzünler. Yumak yumak saçıldı ortaya. Gözyaşlarıyla anlattı. Hem ağladı, hem söyledi. Ben evlenmek istemiyorum, öğretmenim. Okumak, sizin gibi öğretmen, hem yazar olmak istiyorum ben. Diri diri mezara girmek istemiyorum!

Çok üzüldü öğretmen. Bir yandan da nasıl yardımcı olabilirim diye düşünmeye başladı. Bir ara size geleyim, babanla konuşayım. Olmaz. Dinlemez sizi. Annem çok yalvardı, dediğinden dönmüyor. Onlara söz vermiş, okutacak parası yokmuş. Hayır, dedi öğretmen. Bu böyle olmaz. Bir insan hayatı bu kadar ucuz değil. Ben yine de konuşacağım babanla. Belki ikna edebilirim. Sözleşip ayrıldılar. Yarın onların evine gelecekti öğretmen. Uygun bir dille ikna etmeye çalışacaktı. Gerekirse yardım da bulunurdu Hacer için, yani burs falan. Hepsini söyleyecekti. Bu kaçıncı küçük yaşta evlendirilen kızdı bu köyde? Yetmişti artık. Çocuklarına nasıl bu kadar bencil davranabiliyorlardı bu insanlar?

Bir genç kızı topluma kazandırmak bir aileyi kurtarmak demekti. Çünkü yarının anneleri onlar olacaktı. Bir aileyi kurtarmak ise bütün bir toplumu, milleti kurtarmak demekti. Keşke bütün aileleri kurtarmak, açılan yaraları onarmak mümkün olsaydı. Keşke insanlara gururun, bencilliğin, o kahrolası hırslarının hiçbir şeyi kazandırmadığı öğretilebilseydi…

Belki çok bilinen bir hikaye bu. Nice genç kızın hayatı böyle henüz çocuk yaşta sönüyor belki. Acaba Hacer’in kaderi nasıl olurdu? Bu hikâyeye belki birden fazla son yazılabilir ve yaşayanlar yaptıklarına göre sonuçlarına katlanır:

  1. Öğretmen Hacer’in okuyup meslek sahibi, belki bir öğretmen, belki de bir yazar olmayı ne kadar çok istediğini babasına anlatır. Babası ise epey ısrardan sonra ikna olur. Hacer sıkıntılı geçen yılların ardından yardımlarla hem liseden, hem de üniversiteden mezun olur. Hatta yüksek lisansa başlar. İlk hikâye kitabını üniversite son sınıfta yazmaya başlar. Bu arada birkaç edebiyat dergisinde yazıları yayınlanır. Şu anda hem bir yazar, hem de başarılı bir öğretmen olarak hayatına devam etmektedir.
  2. Hacer’in öğretmeni ne kadar ikna etmek için uğraşsa da babası inadından dönmez ve ne yapıp edip kızını istemediği o delikanlıyla evlendirir. Hacer bütün umutlarını, hayallerini, yaşama sevincini kaybetmiş küçük bir gelin olur. Ve bundan sonra hayatını içine kapanık, karamsar, kişiliğini kaybetmiş, mutsuz bir eş ve doğan çocuklarına onları büyütmekten başka hemen hiçbir şey veremeyen silik bir kadın olarak sürdürecektir.
  3. Belki de kendini öldürür… Kim bilir belki evden kaçar. Çok daha kötü olaylar gelir başına.

Hayat insanoğluna verilmiş en değerli armağan. Onu berbat etmek veya en güzel şekilde geçirmek, ona değer katmak bizlerin elinde. Hele başkalarının hayatını karartmak, onlara hak tanımamak cinayet. İsterse insanın kendi çocuğu olsun kimsenin başkası üzerinde hâkimiyet kurmaya, onu mutsuz etmeye hakkı yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s